7/11/2009 · Kategori: Basın Acıklamalarımız

2010 Yılı Eğitim Bütçesi İhtiyaçları Karşılamaktan Çok Uzak!

         
2010 Milli Eğitim Bakanlığı Bütçesi Rakamları

 

2010 yılında MEB’e bütçeden ayrılan pay, eğitimin artan sorunları ve öğrenci sayısı dikkate alınarak hesaplandığında, devletin artık kamusal eğitimin son kırıntılarını da gözden çıkardığını, eğitim sistemini kendi sorunlarıyla baş başa bıraktığını göstermektedir. Bu durumu bütçe rakamları ve bu rakamların yorumlanması ile değerlendirmek mümkündür. Eğitim bütçesi rakamlarının fonksiyonel dağılımına baktığımızda karşımızdaki tablonun çok daha kötü olduğunu görmek mümkündür.  

 

2010 Yılı MEB bütçe rakamlarına baktığımızda;

 

  • 2010 yılı için öngörülen Milli Gelir beklentisi 1 trilyon 28 milyar 802 milyon TL’dir.

     

  • 2010 yılı Eğitim Bütçesi, 28 milyar 237 milyon 412 bin TL olarak öngörülmüştür.

     

  • 2010 MEB Bütçesi, 2010 GSYH’nin %2,74’üne tekabül etmektedir.

     

  • MEB Bütçesinin %71’ini oluşturan 19 milyar 984 milyon TL sadece personel giderleri için ayrılmıştır. Eğitim bütçesi içinde personel giderleri artıyormuş gibi görünse de, çıkarılacak olan yeni personel yasası ile personel harcamalarının milli gelir içindeki payının giderek düşürülmesi hedeflenmektedir.

     

  • 2010 yılı için sosyal güvenlik devlet primi giderleri geçtiğimiz yıl 2 milyar 131 milyon TL iken bu yıl bu rakam 3 milyar 405 milyon 144 bin TL’ye yükselmiştir. Bu artışın tek nedeni SSGSS yasası ile sağlık ve sosyal güvenliğin hak olmaktan çıkarılmış olmasıdır.

     

  • Cari ve sermaye transferlerinden oluşan transferlerin toplam miktarı 2 milyar 373 milyon 934 bin TL’dir.

     

  • Mal ve hizmet alımları için ayrılan miktar ise 2 milyar 145 milyon 23 bin TL yani MEB bütçesinin % 8’i kadardır. 2009 bütçesinde mal ve hizmet alımları için ayrılan bütçe payının %10 olduğu düşünüldüğünde, % 2’lik düşüşün yaratacağı olumsuz sonuçlar eğitim sisteminde yeni sorunlar üretecektir.

2010 MEB bütçesine bakıldığında, tıpkı genel bütçede görüldüğü gibi harcamaların neredeyse tamamının zorunlu harcamalardan oluştuğu görülmektedir. 2010 Eğitim bütçesinin, önümüzdeki yıl eğitimin niteliğini yükseltmek bir yana, yaşanan gerilemeyi daha da hızlandırması kaçınılmaz görülmektedir. Öngörülen bütçe rakamlarıyla zorunlu harcamaların bile karşılanması zordur. Anlaşılan odur ki 2010 yılında eğitim sistemi geçmiş yıllarda olduğu gibi yine sorunlarıyla baş başa bırakılacaktır.

Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!

3/11/2009 · Kategori: Basın Acıklamalarımız

MERZİFONDAKİ YEMEĞİMİZE SAMİ EVREN'DE KATILDI



Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) Genel Başkanı Sami Evren, ''25 Kasım'da iş yerlerinde üretimi durduracağız. Sokakta demokrasiyi savunacağız'' dedi.

Sendikal faaliyetler kapsamında Amasya'ya gelen KESK Genel Başkanı Sami Evren, Sanayi ve Ticaret Odası'nda üyelerle bir toplantı yaptı. KESK olarak iş yerlerinde bir takım çalışmalar yaptıklarını söyleyen Evren, ''Kendi üyemiz olsun ya da diğer sendikalara üye olsunlar onlarla görüşüp derdimizi anlatacağız. Çıkar birliğimizi koruyabilmemiz için birlikte davranmamız gerekiyor''diye konuştu. Türkiye genelinde örgütlü grevi düzenleyeceklerini ifade eden Evren, çalışanların kendi hak ve çıkarlarını koruma yöntemlerinden birinin grev olduğuna karar vermeleri ve sahiplenmeleri durumunda bunun gerçekleşebileceğini söyledi.

Evren, 25 Kasım'da iş bırakma eylemi yapmayı planladıklarını, şimdiden çok olumlu tepkiler aldıklarını, Kamu-Sen'in de aynı tarihte iş bırakacağını ilan etmesiyle iş yeri odaklı çalışmalarını daha da hızlandırmaları gerektiğini belirtti. Memur-Sen üyelerine de eyleme destek çağrısı yapan KESK Genel Başkanı Sami Evren, ''iktidar yandaşı olmanın sendikal hareketi güçlendirmeyeceğini'' dile getirerek, şöyle konuştu: ''Sendikalar siyasetten, siyasi partilerden, sermayelerden bağımsız olmak durumundadır. Bu eyleme herkesin destek vereceğine inanıyoruz. Çok ciddi zafiyetlerle yeni eğitim yılı başlamıştır. AKP iktidarının sendikal hareketi dikkate almasının tek koşulu bizim ortaya koyacağımız üretimi durdurma gücü ile ortaya çıkacaktır. Ancak o zaman hükümet geri adım atacaktır.''

KESK Genel Başkanı Evren, sözlerini şöyle tamamladı: ''25 Kasım'da eğitim öğretim duracak, öğrenciler okula gelmeyecek.Limanlar,demiryolları hizmet vermeyecek.Vergi toplanmayacak.Kısaca hayat duracak. Diğer işçi sendikalarının da eylemimize destek vermesi için görüşmeler yapacağız. 25 Kasım'da iş yerlerinde üretimi durduracağız. Sokakta demokrasiyi savunacağız. Böyle bir mücadele hakkının Türkiye'nin demokratikleşmesi açısından anlamlı olduğunu düşünüyoruz. 25 Kasım mücadelenin bir başlangıcı olacaktır.''dedi.

Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) Genel Başkanı Sami Evren, ''25 Kasım'da iş yerlerinde üretimi durduracağız. Sokakta demokrasiyi savunacağız'' dedi.

Sendikal faaliyetler kapsamında Amasya'ya gelen KESK Genel Başkanı Sami Evren, Sanayi ve Ticaret Odası'nda üyelerle bir toplantı yaptı. KESK olarak iş yerlerinde bir takım çalışmalar yaptıklarını söyleyen Evren, ''Kendi üyemiz olsun ya da diğer sendikalara üye olsunlar onlarla görüşüp derdimizi anlatacağız. Çıkar birliğimizi koruyabilmemiz için birlikte davranmamız gerekiyor''diye konuştu. Türkiye genelinde örgütlü grevi düzenleyeceklerini ifade eden Evren, çalışanların kendi hak ve çıkarlarını koruma yöntemlerinden birinin grev olduğuna karar vermeleri ve sahiplenmeleri durumunda bunun gerçekleşebileceğini söyledi.

Evren, 25 Kasım'da iş bırakma eylemi yapmayı planladıklarını, şimdiden çok olumlu tepkiler aldıklarını, Kamu-Sen'in de aynı tarihte iş bırakacağını ilan etmesiyle iş yeri odaklı çalışmalarını daha da hızlandırmaları gerektiğini belirtti. Memur-Sen üyelerine de eyleme destek çağrısı yapan KESK Genel Başkanı Sami Evren, ''iktidar yandaşı olmanın sendikal hareketi güçlendirmeyeceğini'' dile getirerek, şöyle konuştu: ''Sendikalar siyasetten, siyasi partilerden, sermayelerden bağımsız olmak durumundadır. Bu eyleme herkesin destek vereceğine inanıyoruz. Çok ciddi zafiyetlerle yeni eğitim yılı başlamıştır. AKP iktidarının sendikal hareketi dikkate almasının tek koşulu bizim ortaya koyacağımız üretimi durdurma gücü ile ortaya çıkacaktır. Ancak o zaman hükümet geri adım atacaktır.''

KESK Genel Başkanı Evren, sözlerini şöyle tamamladı: ''25 Kasım'da eğitim öğretim duracak, öğrenciler okula gelmeyecek.Limanlar,demiryolları hizmet vermeyecek.Vergi toplanmayacak.Kısaca hayat duracak. Diğer işçi sendikalarının da eylemimize destek vermesi için görüşmeler yapacağız. 25 Kasım'da iş yerlerinde üretimi durduracağız. Sokakta demokrasiyi savunacağız. Böyle bir mücadele hakkının Türkiye'nin demokratikleşmesi açısından anlamlı olduğunu düşünüyoruz. 25 Kasım mücadelenin bir başlangıcı olacaktır.''dedi.

Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!

5/10/2009 · Kategori: Basın Acıklamalarımız

5 Ekim Dünya Öğretmenler Günü


5 Ekim Dünya Öğretmenler Günü’nü Buruk Kutluyoruz

 Eğitim Sen Merkez Yürütme Kurulu’nun “5 Ekim Dünya Öğretmenler Günü’nü Buruk Kutluyoruz!” başlıklı basın açıklaması metnidir. 5 Ekim 2009
  
 Bilindiği üzere 5 Ekim 1966 tarihinde ILO-UNESCO Ortak Belgesi’nde, “Öğretmenlerin Statüsüne İlişkin Tavsiye Kararı” alınmasının ardından 5 Ekim tarihi UNESCO tarafından 1994 yılında Dünya Öğretmenler Günü olarak ilan edilmiştir.
 
Ülkemizde eğitim sisteminin en önemli unsurlarından birisi olan öğretmenler, 5 Ekim Dünya Öğretmenler Günü’nü diğer ülkelerdeki meslektaşlarına göre daha mutsuz ve olumsuz koşullarda kutlamaktadır. Çünkü Türkiye’deki öğretmenler, toplumsal statüleri, ekonomik sorunları, sosyal ve özlük hakları açısından OECD ülkeleri içinde en kötü durumdadır. Bu 5 Ekim Dünya Öğretmenler Günü’nde de, Türkiye’de öğretmenlerin en temel sorunlarına dönük olarak herhangi bir çözümün geliştirildiğini söylemek mümkün değildir.
 
Her şeyden önce öğretmenler bu yıl da 5 Ekim’e güvencesizlik ve yoksulluk sarmalında girmektedirler. Öğretmenlerin iş güvencesi, ücret ve haklarda iyileşme, sendikalaşma, grev ve toplu sözleşme haklarına sahip olmaları noktasında geçtiğimiz yıldan bugüne durumlarında herhangi bir iyileşme olmamış; aksine krizin faturası açık biçimde Türkiyeli öğretmenlerin en büyük grubunu oluşturduğu kamu emekçilerine ve genel olarak emekçi sınıflara kesilmiştir. Diğer yandan öğretmenlerin ücretlerinde ve sosyo-ekonomik durumlarında gözlemlenen gerileme, aynı anda öğretmenlere dönük örgütlü mücadelenin en önemli ve tarihsel ayağı olarak sendikalara, özelde de Eğitim Sen’e dönük baskı, sindirme yöntemlerinin artmasıyla birlikte ilerlemektedir.
 
Ülkemizde eğitim sisteminin yıllardır çözülemeyen sorunlarla boğuştuğu bilinmektedir. 200 bini aşkın işsiz öğretmen atanmayı beklemekte, halen çalışmakta olanlar ise sorunlarla boğuşmaktadır. Eğitimde güvencesiz ve esnek çalışmanın yoğunlaşmış olması öğretmenler ve diğer eğitim emekçilerinin iş yükünü arttırmış, dolayısıyla eğitimde nitelik sorunu ortaya çıkarmıştır. Yaşadığı tüm olumsuzluklara rağmen büyük fedakârlıklara katlanarak çalışan binlerce eğitim emekçisi yaptığı işin karşılığını alamadığı için mesleğine küstürülmüş durumdadır.
 
Kaybedilme noktasına gelen mesleki saygınlığın yeniden kazanılması için, öğretmenliğin uluslararası standartlara uygun ve bilimsel bir anlayışla yapılandırılması, tüm eğitim ve bilim emekçilerinin ekonomik, sosyal, mesleki ve özlük sorunlarının çözülmesi gerekmektedir. Öğretmenlerimize, hizmetli ve memurlara insanca yaşayabilecekleri, nitelikli hizmet verebilecekleri çalışma ve yaşama koşulları yaratılmalı, bunun için de başta maaşlar olmak üzere mesleki ve özlük haklarımız insan onuruna yaraşır düzeye yükseltilmelidir.
 
Her yıl Ekim ayının ilk pazartesi günü “Dünya Çocuk Günü” olarak kutlanmaktadır. Bu yıl bu tarihin 5 Ekim Dünya Öğretmenler Günü’ne denk gelmiş olması önemlidir. Bugün Türkiye’de paralı eğitim uygulamalarının yaygınlaşması, çocukların ekonomik nedenlerle eğitimlerini yarım bırakmak zorunda kalmaları, özellikle kız çocuklarının eğitiminde yaşanan sorunlar sürmektedir. Çocukların daha nitelikli eğitim alması için öğretmenlerin niteliğinin artması gerektiği gerçeği ortadadır. Bu nedenle öğretmen yetiştirme konusundan başlayarak, eğitim süreci içerisinde yaşanan bütün sorunlar için acil olarak çözüm üretilmesi gerekmektedir.
 
Eğitim Sen, son yıllarda ivme kazanan eğitimin paralı hale getirilmesi, özelleştirilmesi ve daha da gericileştirilmesi girişimlerine karşı, 5 Ekim Dünya Öğretmenler Günü’nü tüm eğitim ve bilim emekçileri için birlik ve mücadele günü olarak görmektedir. Sendikamız kamusal, nitelikli, parasız, bilimsel, demokratik ve anadilinde eğitimin yaşam bulması ve özgür, demokratik bir Türkiye için geçmişte nasıl mücadele etti ise, bugün ve gelecekte de aynı kararlılıkla mücadelesini sürdürecektir.
 
Öğretmenlerimizin 5 Ekim’e mutlu girdiklerini söylemek elbette zordur. Ancak bu mutsuzluk, umutsuzluk kaynağı olarak görülemez. Her yeni gün bir başlangıçtır. Öğretmenlerin, kamu emekçilerinin ve genel olarak emekçi sınıfların mutsuzluğundan sıyrılıp sendikal mücadeleye güç vermesi, onun içinde aktifleşerek mutsuzluktan umutluluk aşamasına geçmesi ve hak ve özgürlük mücadelesini yükseltmeleri mümkündür. Geleceğin inşasında büyük rol oynayan ve genç kuşakların daha özgür, aydınlık bir geleceğe ilerlemelerinde en büyük işlevi gören öğretmenlerin mutsuzluğa ve umutsuzluğa kapılmaları beklenemez. Daha özgür kuşaklar için zihin yoran her kesim gibi bizler de hem gelecek kuşakları hem de geleceği daha aydınlık ve özgür kılmanın yollarını aramayı sürdüreceğiz. Sendikamız bu noktada en önemli ışığımızdır.
 
Eğitim ve bilim emekçileri, hem eğitim sisteminin yapısı ve işleyişinden kaynaklanan olumsuzlukları, hem de kendi ekonomik-demokratik hakları ile ilgili yaşadıkları sorunların ancak örgütlü mücadele ile çözülebileceğine inanmaktadır. Bu duygularla öğretmenlerimizin, tüm eğitim ve bilim emekçilerinin Dünya Öğretmenler Günü’nü kutluyoruz.
 
OECD 2009 Bir Bakışta Eğitim Raporu Işığında Eğitimin Durumu Raporu'nu Okumak İçin Tıklayın
- 2009-10-05

Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!

3/10/2009 · Kategori: Basın Acıklamalarımız

1 EKİM ORTAK BASIN AÇIKLAMASI METNİ

1 EKİM ORTAK BASIN AÇIKLAMASI METNİ

1 Ekim 2009

Genel $ağlık(sızlık) $igortası’nın Birinci Yılı

AKP, IMF, DÜNYA BANKASI SAĞLIĞA ZARARLIDIR

Genel Sağlık Sigortası (G$$) bundan bir yıl önce, 1 Ekim 2008’de yürürlüğe girmişti. Sendikalar ve meslek örgütleri olarak G$$’nin yol açacağı sakıncalara dikkat çekmiş ve şiddetle karşı çıkmıştık. Peki aradan geçen bir yıl içinde neler oldu?

·       Muayene ücretleri devlet hastanelerinde 8, özel hastanelerde 15 TL’ye çıkarıldı. Daha önce parasız olan sağlık ocakları da paralı hale getirildi.

·       İlaca ulaşmak zorlaştırıldı; ilaçta vatandaşın ödediği pay arttırıldı. Düşük ücretli emeklilerin ve sürekli ilaç kullanan sigortalıların katkı payları, ücret ve maaşların satın alma gücünü önemli ölçüde geriletti.

·       Milyonlarca vatandaş hâlâ sağlık güvencesinden mahrum. Dahası, kriz gerekçesiyle işinden atılan yüz binlerce emekçi ve aileleri de sağlık güvencelerini yitirdiler. 72 milyonluk Türkiye’de sosyal güvenceden kesin olarak mahrum  14 milyon insan bulunuyor.

·       Özel hastanelere giden hastalar “ilave ücret” adı altında paralar ödemeye zorlandı. Üstelik şimdilik güya % 30 olan bu “bıçak parası” yakında % 70’e çıkarılacak. Hükümet ve Özel hastane patronları ise hastalara ilave maliyet çıkarmak için büyük çaba harcıyorlar.

·       Muayene olurken, ilaç alırken ödediğimiz yetmedi; bundan sonra hastaneye yattığımızda, ameliyat olduğumuzda da katılım payı ödeyeceğiz.

·       En çok propagandası yapılan “bütün çocuklar koşulsuz olarak GSS’li olacak” vaadi daha şimdiden boş çıktı.

·       Seçim döneminde sağlıktaki “başarıları” ile övünüp oy avcılığı yapanlar şimdi ağız değiştirdiler. Sağlık harcamalarının artmasını gerekçe gösterip 3 milyar TL kısıntıya gidiyorlar. Yani daha az sağlık hizmeti alacak ve daha çok katılım payı ödeyeceğiz. Ama özel hastanelere aktarılan kaynaklarda bir azalma olmayacak.

·       Emekli olabilmek bir ayrıcalık haline geldi ve emekli maaşları geriledi. Son bir yılda  yaklaşık 250 bin kişi sigorta primi  ödenemediği için sistemden çıkmak zorunda kaldı. 

Kısacası; GSS’nin sağlıkta yaşanan sorunları çözemeyeceği, tam tersine sağlığı her geçen gün daha fazla paralı hale getireceği ve sağlığa ulaşmayı daha da zorlaştıracağı daha ilk yıldan belli oldu.

Peki AKP Hükümeti GSS’yi çıkarmak için neden bu kadar çok ısrar etmişti? Çünkü uluslararası sermayenin soygun örgütleri, IMF ve Dünya Bankası böyle istemişti. Sermaye bütçeden sosyal harcamalara kaynak aktarılmasını istemiyordu. Amaçları sağlığı piyasalaştırmak, özelleştirmek ve kendileri için bir kâr alanına dönüştürmekti.

Onlar emretmişti; bütün siyasi geleceğini küresel kapitalist merkezle olan ilişkilerine bağlayan AKP de Millet Meclisi’nden geçirmişti G$$’yi.

G$$’nin birinci yılını doldurduğumuz bugünlerde sağlığımızı, sosyal güvenliğimizi, geleceğimizi çalan kapitalist efendiler ülkemize geliyorlar. Bu ülkenin halkına karşı polis barikatlarıyla korundukları vadide bizleri daha da yoksul, daha da sağlıksız, daha da güvencesiz, daha da çaresiz bırakmak için yeni planlar, programlar yapacaklar.

Bizler; bu ülkenin hekimleri, mimarları mühendisleri, işçileri, kamu emekçileri, yoksulları; neo-liberal soygun politikalarının tekmil mağdurları ve mazlumları; IMF ve Dünya Bankası’nı da, temsil ettikleri uluslararası sömürü-soygun düzenini de, onun emrindeki siyasetçileri de istemediğimizi yıllardır söyledik, söylüyoruz.

Bugün de yüzlerine karşı hep birlikte bir kez daha haykırıyoruz:

AKP, IMF, DÜNYA BANKASI SAĞLIĞA ZARARLIDIR! 

BAŞKA BİR SAĞLIK  SİSTEMİ, BAŞKA BİR DÜNYA MÜMKÜNDÜR!

DİSK- KESK-TMMOB-TTB Adına

Cüneyt KULA

KESK DÖNEM SÖZCÜSÜ

Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!

16/9/2009 · Kategori: Basın Acıklamalarımız

İlköğretim haftası

Merzifon Eğitim Sen Temsilciliği :2009/ 2010 Eğitim-Öğretim Yılı Mesajı

      2009-2010 Eğitim Öğretim yılına başlarken; tüm eğitim emekçisi arkadaşlarımızın , sevgili  öğrencilerimizin ve öğrenci velilerimizin  yeni eğitim öğretim yılını başarılı , üretken ve sağlıklı geçirmesini diliyoruz.

 

     Merzifon özelinde yaklaşık 1000’e yakın öğretmen ve 13 000 öğrencisiyle Türkiye genelinde Yüz binlerce eğitim emekçisi, milyonlarca öğrencisi ve velisi ile eğitim sistemi içinde yer alan tüm bileşenler, her yıl olduğu gibi bu yıl da büyük umutlarla eğitim-öğretim yılına başlıyorlar. Ancak bu yıl da, tıpkı önceki yıllarda olduğu gibi eğitimin temel sorunlarının çözülmesi, eğitim niteliğinin artması, eğitim emekçisinin yaşam düzeyinin yükselmesi noktasında olumluluklardan bahsetmek mümkün değil.

Her eğitim-öğretim yılı başında sorunların çözümüne dair verilen sözler ve vaatler zamanla unutulmakta ve eğitim sistemi her yıl kendi sorunlarıyla baş başa bırakılmaktadır. Bugüne kadar öğrencilerin sesleri, eğitim ve bilim emekçilerinin talepleri duymazlıktan gelinmiştir. Bu açıdan bakıldığında, Türkiye’de her eğitim-öğretim yılı, bir öncekinin tekrarı olmaktan öteye gidememiştir.  

        Türkiye’de yıllardır kalabalık sınıf mevcutlarını azaltmak, derslik, okul, öğretmen, memur ve hizmetli açığını kapatmak, fiziki altyapı ve araç gereç ihtiyacını gidermek, eğitim emekçilerinin ekonomik, demokratik, sosyal ve özlük haklarında iyileştirme yapmak, ders kitaplarının içeriğini bilimsel hale getirmek ve üniversite kapılarındaki yığılmayı önlemek için gerekli adımlar zamanında atılmamış, eğitimin sorunları her yıl birikerek artmıştır.
   
      Türkiye’de yıllardır uygulanan eğitimde özelleştirme politikaları, AKP iktidarı ile birlikte daha da hızlanmıştır. Eğitimin yükü devletin sorumluluğunda olması gerekirken, siyasi iktidarların bilinçli politikalarıyla büyük oranda öğrenci ve velilerin omuzlarına yıkılmış, kamusal, parasız eğitim hakkı bu anlamda büyük tahribata uğratılmıştır. Türkiye’de eğitimin sorunları o kadar artmıştır ki, bu sorunları lokal tedbirlerle, geçici iyileştirmelerle çözmeye çalışmak artık neredeyse imkansız hale gelmiştir. Yıllardan bu yana çözülmeyen ve çözülmediği oranda da gelecek yıllara çoğalarak sarkan sorunlar, geçici değişiklikler ya da reformlarla giderilemeyecek kadar büyümüştür.

 

   Son aylarda yaptığımız eylemlerle ilgili bana ve bazı öğretmen arkadaşlarımıza da soruşturma açılmış;yasal olan eylemliliklerimiz üzerimizde baskı unsuru olarak kullanılmaya çalışılmıştır.Hiç bir baskı, soruşturma haklı ve yasal olan mücadelemizde bizlere geri adım  attıramayacaktır.

                                                                          Yaşar Çal
                                                         Eğitim Sen Merzifon Temsilciliği

Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!

« Önceki :: Sonraki »