7/11/2009 · Kategori: Duyurular

Ankara'da "YÖK'ü protesto" mitingi

Bazı sivil toplum örgütleri ve siyasi partilerin de destek verdiği miting için katılımcılar, Ankara Üniversitesi'nin Cebeci Kampüsü'nde toplandı.

Katılımcılar, "Ferman
YÖK'ünse üniversiteler bizimdir", "Asla yalnız yürümeyecekler", "Savaşa değil, eğitime bütçe", "Eşit, parasız ana dilde eğitim" sloganları atarak, Kolej Meydanı'na yürüdü.

Katılımcılar, oluşturulan güvenlik noktasında aramadan geçirildikten sonra meydana alındı.

Eğitim Sen Genel Başkanı Zübeyde Kılıç, burada yaptığı konuşmada,
YÖK'ün, 12 Eylül ürünü olduğunu ve bu yüzden "bilimsel ve özerk eğitimin üzerinden bir silindir gibi geçtiğini" savundu.

YÖK'ün, üniversiteleri şirketleştirdiğini ve sermayenin parçası haline getirdiğini iddia eden Kılıç, eğitimin, ticari kuruluşların gölgesi altında yapıldığını öne sürdü.

YÖK'ün, eğitim bilimcilerin ve emekçilerin de düşmanı olduğunu ifade eden Kılıç, üniversitelerin, çalışanlar açısından da ucuz ücretlerle neoliberal sistemin bir parçası haline getirildiğini savundu.

YÖK Başkanı Yusuf Ziya Özcan'la birlikte üniversitelerde kadrolaşmanın başladığını da iddia eden Kılıç, her ile üniversite projesinin, alt yapısız, bilimden uzak ve kadrolaşmaların parçası olduğunu ileri sürdü.

Kılıç,
YÖK mevzuatının, sorgulayan ve araştıran öğrenci ve öğretim görevlilerini engellediğini belirterek, "YÖK'ün disiplin sistemi, özgür düşünceyi ve eğitimi ortadan kaldırmıştır" görüşünü dile getirdi.

Miting platformundan yapılan ortak açıklamada ise üniversitelerde sermayelerin hakimiyetinin giderek arttığı, bilimsel eğitimden uzaklaşıldığı savunuldu. Mitingin sonunda "Kutup Yıldızı" adlı grup konser verdi. Katılımcılar, müzik eşliğinde halay çekti.

Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!

7/11/2009 · Kategori: Basın Acıklamalarımız

2010 Yılı Eğitim Bütçesi İhtiyaçları Karşılamaktan Çok Uzak!

         
2010 Milli Eğitim Bakanlığı Bütçesi Rakamları

 

2010 yılında MEB’e bütçeden ayrılan pay, eğitimin artan sorunları ve öğrenci sayısı dikkate alınarak hesaplandığında, devletin artık kamusal eğitimin son kırıntılarını da gözden çıkardığını, eğitim sistemini kendi sorunlarıyla baş başa bıraktığını göstermektedir. Bu durumu bütçe rakamları ve bu rakamların yorumlanması ile değerlendirmek mümkündür. Eğitim bütçesi rakamlarının fonksiyonel dağılımına baktığımızda karşımızdaki tablonun çok daha kötü olduğunu görmek mümkündür.  

 

2010 Yılı MEB bütçe rakamlarına baktığımızda;

 

  • 2010 yılı için öngörülen Milli Gelir beklentisi 1 trilyon 28 milyar 802 milyon TL’dir.

     

  • 2010 yılı Eğitim Bütçesi, 28 milyar 237 milyon 412 bin TL olarak öngörülmüştür.

     

  • 2010 MEB Bütçesi, 2010 GSYH’nin %2,74’üne tekabül etmektedir.

     

  • MEB Bütçesinin %71’ini oluşturan 19 milyar 984 milyon TL sadece personel giderleri için ayrılmıştır. Eğitim bütçesi içinde personel giderleri artıyormuş gibi görünse de, çıkarılacak olan yeni personel yasası ile personel harcamalarının milli gelir içindeki payının giderek düşürülmesi hedeflenmektedir.

     

  • 2010 yılı için sosyal güvenlik devlet primi giderleri geçtiğimiz yıl 2 milyar 131 milyon TL iken bu yıl bu rakam 3 milyar 405 milyon 144 bin TL’ye yükselmiştir. Bu artışın tek nedeni SSGSS yasası ile sağlık ve sosyal güvenliğin hak olmaktan çıkarılmış olmasıdır.

     

  • Cari ve sermaye transferlerinden oluşan transferlerin toplam miktarı 2 milyar 373 milyon 934 bin TL’dir.

     

  • Mal ve hizmet alımları için ayrılan miktar ise 2 milyar 145 milyon 23 bin TL yani MEB bütçesinin % 8’i kadardır. 2009 bütçesinde mal ve hizmet alımları için ayrılan bütçe payının %10 olduğu düşünüldüğünde, % 2’lik düşüşün yaratacağı olumsuz sonuçlar eğitim sisteminde yeni sorunlar üretecektir.

2010 MEB bütçesine bakıldığında, tıpkı genel bütçede görüldüğü gibi harcamaların neredeyse tamamının zorunlu harcamalardan oluştuğu görülmektedir. 2010 Eğitim bütçesinin, önümüzdeki yıl eğitimin niteliğini yükseltmek bir yana, yaşanan gerilemeyi daha da hızlandırması kaçınılmaz görülmektedir. Öngörülen bütçe rakamlarıyla zorunlu harcamaların bile karşılanması zordur. Anlaşılan odur ki 2010 yılında eğitim sistemi geçmiş yıllarda olduğu gibi yine sorunlarıyla baş başa bırakılacaktır.

Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!

4/11/2009 · Kategori: BasındaTemsilciliğimiz

16 EKİM YEMEĞİMİZLE İLGİLİ BASINDA ÇIKAN HABERLER







Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!

3/11/2009 · Kategori: Basın Acıklamalarımız

MERZİFONDAKİ YEMEĞİMİZE SAMİ EVREN'DE KATILDI



Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) Genel Başkanı Sami Evren, ''25 Kasım'da iş yerlerinde üretimi durduracağız. Sokakta demokrasiyi savunacağız'' dedi.

Sendikal faaliyetler kapsamında Amasya'ya gelen KESK Genel Başkanı Sami Evren, Sanayi ve Ticaret Odası'nda üyelerle bir toplantı yaptı. KESK olarak iş yerlerinde bir takım çalışmalar yaptıklarını söyleyen Evren, ''Kendi üyemiz olsun ya da diğer sendikalara üye olsunlar onlarla görüşüp derdimizi anlatacağız. Çıkar birliğimizi koruyabilmemiz için birlikte davranmamız gerekiyor''diye konuştu. Türkiye genelinde örgütlü grevi düzenleyeceklerini ifade eden Evren, çalışanların kendi hak ve çıkarlarını koruma yöntemlerinden birinin grev olduğuna karar vermeleri ve sahiplenmeleri durumunda bunun gerçekleşebileceğini söyledi.

Evren, 25 Kasım'da iş bırakma eylemi yapmayı planladıklarını, şimdiden çok olumlu tepkiler aldıklarını, Kamu-Sen'in de aynı tarihte iş bırakacağını ilan etmesiyle iş yeri odaklı çalışmalarını daha da hızlandırmaları gerektiğini belirtti. Memur-Sen üyelerine de eyleme destek çağrısı yapan KESK Genel Başkanı Sami Evren, ''iktidar yandaşı olmanın sendikal hareketi güçlendirmeyeceğini'' dile getirerek, şöyle konuştu: ''Sendikalar siyasetten, siyasi partilerden, sermayelerden bağımsız olmak durumundadır. Bu eyleme herkesin destek vereceğine inanıyoruz. Çok ciddi zafiyetlerle yeni eğitim yılı başlamıştır. AKP iktidarının sendikal hareketi dikkate almasının tek koşulu bizim ortaya koyacağımız üretimi durdurma gücü ile ortaya çıkacaktır. Ancak o zaman hükümet geri adım atacaktır.''

KESK Genel Başkanı Evren, sözlerini şöyle tamamladı: ''25 Kasım'da eğitim öğretim duracak, öğrenciler okula gelmeyecek.Limanlar,demiryolları hizmet vermeyecek.Vergi toplanmayacak.Kısaca hayat duracak. Diğer işçi sendikalarının da eylemimize destek vermesi için görüşmeler yapacağız. 25 Kasım'da iş yerlerinde üretimi durduracağız. Sokakta demokrasiyi savunacağız. Böyle bir mücadele hakkının Türkiye'nin demokratikleşmesi açısından anlamlı olduğunu düşünüyoruz. 25 Kasım mücadelenin bir başlangıcı olacaktır.''dedi.

Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) Genel Başkanı Sami Evren, ''25 Kasım'da iş yerlerinde üretimi durduracağız. Sokakta demokrasiyi savunacağız'' dedi.

Sendikal faaliyetler kapsamında Amasya'ya gelen KESK Genel Başkanı Sami Evren, Sanayi ve Ticaret Odası'nda üyelerle bir toplantı yaptı. KESK olarak iş yerlerinde bir takım çalışmalar yaptıklarını söyleyen Evren, ''Kendi üyemiz olsun ya da diğer sendikalara üye olsunlar onlarla görüşüp derdimizi anlatacağız. Çıkar birliğimizi koruyabilmemiz için birlikte davranmamız gerekiyor''diye konuştu. Türkiye genelinde örgütlü grevi düzenleyeceklerini ifade eden Evren, çalışanların kendi hak ve çıkarlarını koruma yöntemlerinden birinin grev olduğuna karar vermeleri ve sahiplenmeleri durumunda bunun gerçekleşebileceğini söyledi.

Evren, 25 Kasım'da iş bırakma eylemi yapmayı planladıklarını, şimdiden çok olumlu tepkiler aldıklarını, Kamu-Sen'in de aynı tarihte iş bırakacağını ilan etmesiyle iş yeri odaklı çalışmalarını daha da hızlandırmaları gerektiğini belirtti. Memur-Sen üyelerine de eyleme destek çağrısı yapan KESK Genel Başkanı Sami Evren, ''iktidar yandaşı olmanın sendikal hareketi güçlendirmeyeceğini'' dile getirerek, şöyle konuştu: ''Sendikalar siyasetten, siyasi partilerden, sermayelerden bağımsız olmak durumundadır. Bu eyleme herkesin destek vereceğine inanıyoruz. Çok ciddi zafiyetlerle yeni eğitim yılı başlamıştır. AKP iktidarının sendikal hareketi dikkate almasının tek koşulu bizim ortaya koyacağımız üretimi durdurma gücü ile ortaya çıkacaktır. Ancak o zaman hükümet geri adım atacaktır.''

KESK Genel Başkanı Evren, sözlerini şöyle tamamladı: ''25 Kasım'da eğitim öğretim duracak, öğrenciler okula gelmeyecek.Limanlar,demiryolları hizmet vermeyecek.Vergi toplanmayacak.Kısaca hayat duracak. Diğer işçi sendikalarının da eylemimize destek vermesi için görüşmeler yapacağız. 25 Kasım'da iş yerlerinde üretimi durduracağız. Sokakta demokrasiyi savunacağız. Böyle bir mücadele hakkının Türkiye'nin demokratikleşmesi açısından anlamlı olduğunu düşünüyoruz. 25 Kasım mücadelenin bir başlangıcı olacaktır.''dedi.

Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!

5/10/2009 · Kategori: Basın Acıklamalarımız

5 Ekim Dünya Öğretmenler Günü


5 Ekim Dünya Öğretmenler Günü’nü Buruk Kutluyoruz

 Eğitim Sen Merkez Yürütme Kurulu’nun “5 Ekim Dünya Öğretmenler Günü’nü Buruk Kutluyoruz!” başlıklı basın açıklaması metnidir. 5 Ekim 2009
  
 Bilindiği üzere 5 Ekim 1966 tarihinde ILO-UNESCO Ortak Belgesi’nde, “Öğretmenlerin Statüsüne İlişkin Tavsiye Kararı” alınmasının ardından 5 Ekim tarihi UNESCO tarafından 1994 yılında Dünya Öğretmenler Günü olarak ilan edilmiştir.
 
Ülkemizde eğitim sisteminin en önemli unsurlarından birisi olan öğretmenler, 5 Ekim Dünya Öğretmenler Günü’nü diğer ülkelerdeki meslektaşlarına göre daha mutsuz ve olumsuz koşullarda kutlamaktadır. Çünkü Türkiye’deki öğretmenler, toplumsal statüleri, ekonomik sorunları, sosyal ve özlük hakları açısından OECD ülkeleri içinde en kötü durumdadır. Bu 5 Ekim Dünya Öğretmenler Günü’nde de, Türkiye’de öğretmenlerin en temel sorunlarına dönük olarak herhangi bir çözümün geliştirildiğini söylemek mümkün değildir.
 
Her şeyden önce öğretmenler bu yıl da 5 Ekim’e güvencesizlik ve yoksulluk sarmalında girmektedirler. Öğretmenlerin iş güvencesi, ücret ve haklarda iyileşme, sendikalaşma, grev ve toplu sözleşme haklarına sahip olmaları noktasında geçtiğimiz yıldan bugüne durumlarında herhangi bir iyileşme olmamış; aksine krizin faturası açık biçimde Türkiyeli öğretmenlerin en büyük grubunu oluşturduğu kamu emekçilerine ve genel olarak emekçi sınıflara kesilmiştir. Diğer yandan öğretmenlerin ücretlerinde ve sosyo-ekonomik durumlarında gözlemlenen gerileme, aynı anda öğretmenlere dönük örgütlü mücadelenin en önemli ve tarihsel ayağı olarak sendikalara, özelde de Eğitim Sen’e dönük baskı, sindirme yöntemlerinin artmasıyla birlikte ilerlemektedir.
 
Ülkemizde eğitim sisteminin yıllardır çözülemeyen sorunlarla boğuştuğu bilinmektedir. 200 bini aşkın işsiz öğretmen atanmayı beklemekte, halen çalışmakta olanlar ise sorunlarla boğuşmaktadır. Eğitimde güvencesiz ve esnek çalışmanın yoğunlaşmış olması öğretmenler ve diğer eğitim emekçilerinin iş yükünü arttırmış, dolayısıyla eğitimde nitelik sorunu ortaya çıkarmıştır. Yaşadığı tüm olumsuzluklara rağmen büyük fedakârlıklara katlanarak çalışan binlerce eğitim emekçisi yaptığı işin karşılığını alamadığı için mesleğine küstürülmüş durumdadır.
 
Kaybedilme noktasına gelen mesleki saygınlığın yeniden kazanılması için, öğretmenliğin uluslararası standartlara uygun ve bilimsel bir anlayışla yapılandırılması, tüm eğitim ve bilim emekçilerinin ekonomik, sosyal, mesleki ve özlük sorunlarının çözülmesi gerekmektedir. Öğretmenlerimize, hizmetli ve memurlara insanca yaşayabilecekleri, nitelikli hizmet verebilecekleri çalışma ve yaşama koşulları yaratılmalı, bunun için de başta maaşlar olmak üzere mesleki ve özlük haklarımız insan onuruna yaraşır düzeye yükseltilmelidir.
 
Her yıl Ekim ayının ilk pazartesi günü “Dünya Çocuk Günü” olarak kutlanmaktadır. Bu yıl bu tarihin 5 Ekim Dünya Öğretmenler Günü’ne denk gelmiş olması önemlidir. Bugün Türkiye’de paralı eğitim uygulamalarının yaygınlaşması, çocukların ekonomik nedenlerle eğitimlerini yarım bırakmak zorunda kalmaları, özellikle kız çocuklarının eğitiminde yaşanan sorunlar sürmektedir. Çocukların daha nitelikli eğitim alması için öğretmenlerin niteliğinin artması gerektiği gerçeği ortadadır. Bu nedenle öğretmen yetiştirme konusundan başlayarak, eğitim süreci içerisinde yaşanan bütün sorunlar için acil olarak çözüm üretilmesi gerekmektedir.
 
Eğitim Sen, son yıllarda ivme kazanan eğitimin paralı hale getirilmesi, özelleştirilmesi ve daha da gericileştirilmesi girişimlerine karşı, 5 Ekim Dünya Öğretmenler Günü’nü tüm eğitim ve bilim emekçileri için birlik ve mücadele günü olarak görmektedir. Sendikamız kamusal, nitelikli, parasız, bilimsel, demokratik ve anadilinde eğitimin yaşam bulması ve özgür, demokratik bir Türkiye için geçmişte nasıl mücadele etti ise, bugün ve gelecekte de aynı kararlılıkla mücadelesini sürdürecektir.
 
Öğretmenlerimizin 5 Ekim’e mutlu girdiklerini söylemek elbette zordur. Ancak bu mutsuzluk, umutsuzluk kaynağı olarak görülemez. Her yeni gün bir başlangıçtır. Öğretmenlerin, kamu emekçilerinin ve genel olarak emekçi sınıfların mutsuzluğundan sıyrılıp sendikal mücadeleye güç vermesi, onun içinde aktifleşerek mutsuzluktan umutluluk aşamasına geçmesi ve hak ve özgürlük mücadelesini yükseltmeleri mümkündür. Geleceğin inşasında büyük rol oynayan ve genç kuşakların daha özgür, aydınlık bir geleceğe ilerlemelerinde en büyük işlevi gören öğretmenlerin mutsuzluğa ve umutsuzluğa kapılmaları beklenemez. Daha özgür kuşaklar için zihin yoran her kesim gibi bizler de hem gelecek kuşakları hem de geleceği daha aydınlık ve özgür kılmanın yollarını aramayı sürdüreceğiz. Sendikamız bu noktada en önemli ışığımızdır.
 
Eğitim ve bilim emekçileri, hem eğitim sisteminin yapısı ve işleyişinden kaynaklanan olumsuzlukları, hem de kendi ekonomik-demokratik hakları ile ilgili yaşadıkları sorunların ancak örgütlü mücadele ile çözülebileceğine inanmaktadır. Bu duygularla öğretmenlerimizin, tüm eğitim ve bilim emekçilerinin Dünya Öğretmenler Günü’nü kutluyoruz.
 
OECD 2009 Bir Bakışta Eğitim Raporu Işığında Eğitimin Durumu Raporu'nu Okumak İçin Tıklayın
- 2009-10-05

Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!

« Önceki :: Sonraki »